Doğaya Dönüş Yolunda

Aşağıdaki yazı, The Furrow dergisinin Spring 2011 baskısından özetlenerek çevrilmiş ve başlık ve kullanılan resimler olduğu gibi alınmıştır. Doğal mücadele yöntemlerinde, yeni yaklaşımları bilmek açısından oldukça önemli.

“Biyolojik bitki koruma (biyolojik mücadele) sektörü, kimyasal bileşikleri tamamlayıcı ya da tamamen onların yerine ikame edilebilecek etkili preparatları, her geçen gün artan sayıda piyasaya sunuyor.” Rainer Machẻ

Kimyasal bitki koruma devri, zirve noktalarını geride bırakmış görünüyor.  Kimyasallara karşı artan direnç, yeni grup etkin maddelerin zayıflığı ve yasal sınırlandırmalar bir çok çiftçiyi alternatif yollar bulmaya zorluyor.  Doğal bileşikler, mikroorganizmalar, avcılar ve fiziksel kontrol yöntemlerine odaklanmış ürünler çıkaran küçük firmalar, şimdilerde daha fazla olmak üzere 20 yıldan beri organik üreticilere hizmet veriyor ve böceklere karşı kullanılan Neem ekstraktı, hastalık kontrolünde kullanılan Bacillus subtilis, inatçı yabancı otlara karşı böcek çeşitleri ile iyi işler (para kazanma anlamında – benim notum) yapıyorlar. Bu ürünlerin bir çoğu kimyasalları tamamlayıcı işlev görüyor ya da doğrudan onların yerine geçmeye başladılar.

Kanada’da istilacı otlardan peygamber çiçeği, sarı kantaron, kanarya otu çim sahalardan başarıyla uzaklaştırılmış durumda. Ateş yanıklığına ve nematodlara karşı  bir çok alternatif biyolojik koruma ajanı geliştirilmiş durumda. Fareler ve sümüklü böcekler için zehir kullanımına artık ihtiyaç duyulmuyor.

Darmstadt’taki (Almanya) Julius Kühn Enstitüsü’ nden, Dr. Annegret Schmitt “Biyolojik kontrol ajanlarıyla %100 bir etki başaramıyoruz” diye itiraf ediyor.  “Amaç bir denge sağlamak ya da kimyasalların yoğun kullanımını azaltmak” diye devam ediyor.

“Doğal dünyada bitki türlerinin büyük çoğunluğu çok seyrek hastalanırlar” diyor, Goëmar Laboratuvar’ından Arnaud Lamarre ve “Evrim sonucu onlar oldukça güçlü bir savunma mekanizması geliştirdiler” diye devam ediyor.

Fransa’ daki St. Malo Araştırma Merkezi’inde deniz yosunlarından bitki güçlendirici ekstraklar üretiliyor ve bu ekstraktlar fungisitlerin kullanımına karşı bir alternatif oluşturuyor. Kahverengi deniz yosunundan elde edilen  Laminarin, özellikle erken bulaşıklık durumunda, buğday yaprak lekesi (septoria), mildiyö ve solgunluğa (blackleg) karşı bitkiyi koruyabilir. Ayrıca meyve bahçelerindeki ateş yanıklığına karşı etkilidir.

Kiel’deki Leibniz Enstitüsü’ den, Deniz Bilimci Dr. Antje Labes “Denizde inanamayacağımız kadar bollukta organizma vardır” diyor. “Biz burada antifungal özellikli yeni bileşikleri karadakinden daha fazla  bulabiliriz” diye devam ediyor. Kiel’ deki bilim insanları şu ana kadar iki etkin bileşik buldular ki bunlardan birisi ateş yanıklığına karşı oldukça etkili.

Çeşitli zararlı böcekleri etkisiz kılacak bir çok yaratık ayaklarımızın altında yaşıyor. Nematodlar bitkilerin yaşamını zorlaştırmanın yanında bir çok böceğin yaşamını da zorlaştırırlar. Kiel yakınlarında Raisdorf’taki E-Nema şirketi, 1997’den beri Heterorhabditis türü nematodlarını üretiyor ve bunlar çiftçiler tarafından kullanılıyor.

Schleswig-Holstein Şirketi ürettiği nematodları büyük çaplı tahıl üretiminde, özellikle de mısır kökleriyle beslenen mısır kök kurduna karşı deniyor. Bu zararlı 1990 başlarında Amerika’da görülmüş ve Avrupaya oradan gelmiş. Budapeşte’nin güneylerinde birkaç deneme üretim alanında, Diabrotica böceğine karşı, 2006’dan beri denemeler yapmakta ve bu tarlalar Augustenberg Farm Technology Centre (Augustenberg Çiftliği Teknoloji Merkezi) tarafından izlenmektedir.

Gelecek yıl bu biyoteknolji firması, 2.000.000 Euro’ya mal olacak 50.000 litrelik fermentetör yatırımı yapmak istiyor ve büyük çaplı tahıl üretim alanlarında bu nematodları kullanmayı düşünüyor. “15 litrelik fermente edilmiş ürün bir hektarlık alana yeterlidir” diye açıklıyor Profesör Ralf-Udo Ehlers.

Eski Sovyetler Birliği’ndeki bir çok araştırma enstitüsü biyolojik kontrol ajanlarını geliştirmeye uğraştı ve onlar hastalık ve zararlılara karşı çeşitli yararlı mikroorganizmalar keşfettiler. Örneğin Salmonella enteridis’in Ukrayna şuşu farelerde mide ve bağırsak iltihabına neden olmakta ve fare populasyonun düşmesini sağlamaktadır. Odessa’daki Biotechnica Centre direktörü Grigoriy Bogach’ a göre Salmonella enteridis’ten elde edilen bactorodencide, 7 çeşit fareye karşı kullanılıyor. Bu hastalıklı fareler ile beslenen kuşlarda herhangi bir bulaşıklığa rastlanmamış ve insan üzerinde de etkili değil.

“Yumurtadan çıktıktan sonra aç kalmalarını sağlayın” bu söz Profesör Pete Jones’e ait. Patates kist nematoduna karşı en iyi strateji budur. Patates bitkisi,  kökünde ilk yumru oluşturmaya başladığı zaman, nematodların yumurtadan çıkması için bir kimyasal sinyal gönderir. İrlanda’daki Cork Üniversitesi’nde mikrobiyolog olarak çalışan Pete Jones bu kimyasalı tanımlamayı başardı. Patatesler mikoriza ile aşılanarak dikildiği zaman, nematodlar daha köklerde yumru  oluşmadan yumurtadan çıkıyorlar ve henüz yiyebilecekleri bir yumru olmadığı için açlıktan ölüyorlar. Ayrıca mikorizalar bitkinin savunma mekanizmasını güçlendiriyorlar.

Işık tuzakları da oldukça etkili. Hannover Üniversitesi’deki araştırmacılar, LED teknolojisini kullanarak, çeşitli dalga boylarında ışık üretebiliyorlar. Profesör Poehling, “Böceklerle çalışıyoruz ve optik algı çok önemlidir ve ultraviyole ışınlar renk algılamasında belirleyici rol oynar.” diyor. “Eğer ultraviyole ışınlarının yayılması engellenirse, böcekleri bitkiden uzak tutabiliriz. Toprağa plastik örtüler serilirse o kısa dalga ultraviyole ışınları yansıtır ve böceklerin algısını alt üst eder.”  diye devam ediyor.

Doğaya Dönüş Yolunda” üzerine 6 düşünce

  1. Şunu merak ediyorum.“Evrim sonucu onlar oldukça güçlü bir savunma mekanizması geliştirdiler” …ise doğal-biyolojik mücadele ne kadar etkili olur ? En azından onların da güçlendirilmesi gerekmez mi?

    (Paylaştığınız tüm bilgiler için sonsuz teşekürler)

  2. Ayşe Hanım,
    Söylediğiniz tespit çok doğru. Her canlı sonuçta bulunduğu ortama uyum sağlayabilmek için sürekli yenilenmek (evrim geçirmek) zorunda. Bu durum biyolojik mücadele araçlarının performansını etkilemektedir.

    Biyolojik mücadele oldukça karmaşık ve başarı oranı %60-70 lerde. Sürekli gözlem gerektiriyor.

    Özellikle kullanılacak biyolojik mücadele aracının (bakteri, mantar, nematod vs.) kendi bulunduğu ortamdan izole edilip çoğaltılmış olması gerekiyor. Örneğin Hindistan veya Uzakdoğu’dan izole edilmiş bakteri veya mantar sizin tarlanızın bulunduğu iklimdeki koşullara uyum sağlamayabilir ve istediğiniz etkiyi göstermeyebilr. Ya da sizin koşullarınıza uyum sağlaması için belirli bir zamanın geçmesi gerekir. Buna en güzel örnek bizim topraklarımızda kireç oranı çok yüksek (Burhan Kaçar Hoca’nın dediği gibi yaklaşık %20 civarında.) Oradaki mikroorganizmalarda o ortama uyum sağlamış durumda. Ancak dünyada birçok bölgede %5 kireçli toprak aşırı kireçli sayılıyor. Oradan izole edilen bir mikroorganizma bizim topramğımıza eklendiğinde aşırı kireçten dolayı yaşamayabilr.

    Yine biyolojik gübre olarak kullanılan, bakteri ve mantarlar çoğunlukla o bitkiye özgün olmak zorunda. Her bitkiye yarayışlı bir biyolojik gübre çok zor. Çünkü her bitkinin rizosfer bölgesinde farklı bir mikroflora var. Örneğin toprakta bulunan rhizobium bakterlieri (baklegillerdeki azot fiksasyonu yapan bakteriler) aşılanmış tohumlardaki bakteriler ile rekabete girebiliyor veya toprakta yeterli azot varsa rhizobium bakterileri azot fiksasyonunu yavaşlatıp durdurabiliyor.

    • Evet sorun nerede ise, çözümü de yine orada arayıp bulmak gerekiyor. İthal çözümler, çözüm olmayacak…Buda ciddi zaman ve emek harcamak gerektiriyor..Hobi düzeyinde yada bizim gibi yıllık izinde olacak iş değil malesef.(kendi adıma)…Ama hayatın her alanında durum aynı. Her konuda uzman olacaksın..:)) Çözemediğim ise bu nasıl olacak?. ..

      Selamlar..

Bir Cevap Yazın